Yüksek Başarı ve Performans Neden Hayatta Sevinç Ve Neşe Getiremiyor?
Kurumsal hayatta veya bireysel yüksek performans ile yaşamlarında başarıyı yakalamış kişilerde en çok rastlanan sorun, biraz dinlenme ve eğlenme imkanını kendilerine tanımadan çalışmaya ve başarıya odaklanmaları. Bu durum öyle kronik bir hale gelebiliyor ki dinlenme anlarında kendilerini suçlu hissedebiliyorlar. Çünkü elde ettikleri başarıdan çok, o başarıyı elde etmek için verdikleri emek ve aslında bu yolculukta harcadıkları efor esas onların değerlerini belirliyor. Ne kadar yüksek çalışma azmi ve güç harcanırsa süreçte o kadar değerliler. Bu çalışma temposu aslında güzel ve çevreye katkı sağlayan bir durum. Sadece hayatta neşe ve sevinç duyma halini kısıtlaması veya ortadan kaldırması durumunda psikolojimizi negatif etkiliyor.
Bunun bir alt nedensel katmanına indiğimizde, sosyal bir varlık olarak çevremizden ailemizden, ve arkadaşlarımızın içine değerli olma, saygı görme, onaylanma ve sevilme isteği yatıyor. Esas sorun kendini sürekli çalışma temposunda olma halinde tutmak zorunluluğu hissedildiği zaman ortaya çıkıyor. Mücadele halinde olma, insanın kendini değerli olma haliyle eş değer tuttuğunda onay beklentisi ile birlikte, başarılı sonuçlardan dahi uzun süre tatmin yaşanamıyor. Dinlenme hali bile sıkılma hatta rahatsızlık hissetme haline dönebiliyor. Ve daha farklı bir mücadele arayışına yönelme isteği beliriyor.
Aslında belli mücadeleler insanları bir araya getiriyor. Aynı zamanda insanlar genellikle yaşadıkları veya çevrelerindeki problemler ve sorunları konuşmaya meyillidir. İnsanların bu negatif olayları paylaşmasının veya anlatmasının evrimsel ve biyolojik bir nedeni var tabiki. Beyin sinir sistemin en önemli temel ihtiyacı hayatta kalmak. Egonun da temelinde savunmak, kendini korumak güdüleri yattığı için, çevremizdeki negatif olaylar bu bütünlüğe zarar verebileceğinden, değerlendirme ihtiyacı içersindeyiz. Beynimiz ve tüm sinir sistemimiz bizi fiziksel başta olmak üzere hayatta kalmak içinde öngörü de bulunarak gelebilecek tehlikelere karşı korunmak ister.
Dinlenme halinde kalamamanın diğer bir nedeni de beden hücre hafızasında kayıtlı olan travma yani bir duygu, yada çözümlenmemiş kişiyi rahatsız eden bir düşüncenin varlığı da olabilir. Bu da sinir sisteminizin otomatik olarak olarak harakete geçiren bir uyarıcıdır.
İnsan, dinlenme modundan sempatik yani aktif sisteme gün içinde geçişler yapar. Mesela acıktığımızda yemek yeme isteği ile sempatik sistem aktive olarak bir aksiyon almamızı sağlar. Sorun sürekli olarak sempatik uyaran sistemin aktif olarak takılı kalmasıdır. Ayağı devamlı gaz pedalında tutmak gibi, beden sistemimiz de bir süre sonra sürekli aktif modda olmaktan dolayı stres ile enerjisi düşecek ve benzini bitecektir.
Sinir sistemimizi rahatlatmak için kısa ve uzun dönemli yapabileceklerimiz var:
- Stanford üniversitesi de bir nörobilimci olan Andrew D. Huberman tarafından yapılan bir araştırmada (self generated optic flow) fiziksel olarak haraket halindeyken (mesela yürüyüş halinde iken) çevremizdekilerin farkına varmak sinir sistemini rahatlatıyor. Bedenlerinde ve zihinlerinde travma kaydı olanlar da çevrelerindekilerin farkına varmadıkları gözlemlenmiş.
- Hayatımızda yaşadıklarımıza bir ‘oyun’ eklemek. Her zaman belli bir meşguliyet ve mücadele içerisinde olanlar için tümüyle ‘durmak’ fiziksel olarak bile rahatsızlık verici olduğundan, bu dinlenme modunda daha zevkli bir uğraş haline girmek bir oyunla daha kolay olabilir. Bu şarkı söylemek, dans etmek gibi fiziksel bir daha hafif fakat zevkli bir uğraş şeklinde olabilir.
- Kazandığınız başarılar için şükür ve teşekkür halini deneyimlemek gerekli. Dopamin ödül ve motivasyon için gerekli bir nöro kimyasal. Serotonin ise şükür halinde olma durumunda salgılan bir nörokimyasal. Tatmin olma halinde salgıladığımız serotonin, ödül ve motivasyon için gerekli olan dopamini yenileme özelliği var. O yüzden kazanılan başarılarda şükür ve teşekkür halini deneyimleyerek buna izin vermek, bir sonraki hedef için kendimizi hazırlamaya fiziksel olarak da gerekli.